Featured Posts Coolbthemes

25 Şubat 2015 Çarşamba

SYRIZA'dan seçim için HDP'ye 'destek' açıklaması

YRIZA Dış İlişkiler Sorumlusu Trigazis, kadın hakları, ekoloji mücadelesi ve barışı kendilerine hedef seçmiş sol görüşün her yerde zaferini istediklerini ve 2015 genel seçimlerinde HDP'nin yanında durduklarını söyledi.

Avrupa Sol Partisi’nin ikinci Akdeniz konferansı 20-22 Şubat tarihleri arasında İstanbul Taksim Hill Otel’de gerçekleşti.
Rojava kanton temsilcileriyle bir araya gelen SYRIZA Dış İlişkiler Sorumlusu Panos Trigazis ile Agos Gazetesi’nden Gülşah Keleş’e konuştu.
Trigasiz partinin sosyal demokratlardan, sosyalistler, feministler, ekolojistler gibi birçok farklı ideolojik gruptan oluşan bir koalisyon olduğunu belirterek, partilerinin yeni sosyal hareketlerin bir ifadesi bir sentez hareket olduğunu söyledi: “Parti’nin bayrağında bulunan kırmızı renk emeği, yeşil renk ekolojiyi, mor ise feminizmi temsil eder.”
Trigasiz, koalisyonun başarısının birkaç aylık değil, yıllardır verilen mücadele ile kazanıldığını da belirtti.
‘KRİZ HALKIN DEĞİL AVRUPA'NIN’
Yunanistan’da yaşanan krizin sadece Yunan halkını ilgilendirmediğini bunun bütün Avrupa’nın krizi olduğunu belirten Trigasiz’e göre çözümü ortak hareketle mümkün.
”Avrupa Birliği ile son günlerde yaptığımız görüşmeler, krizin yarattığı tahribatı ortadan kaldırmak, herkese ortak fayda sağlayabileceğimiz anlaşmalara varmak açısından önemli.”
Dış ilişkiler sorumlusu, kemer sıkma politikalarını ön plana koyan liberal hükümetlerin Yunanistan’daki anti-kapitalist parti deneyiminin bütün Avrupa halklarına örnek olabileceğinden korktuğunu söyledi.
‘ROJAVA DENEYİMİ KAZANIM’
Kobani olaylarını yakından takip ettiklerini ekleyen Trigasiz, ilk dayanışma delegelerini Kobani’ye kendilerinin gönderdiğini söyleyerek önceliklerinin Kobani’nin yeniden inşası olduğunu belirtti.
Trigasiz  Rojova deneyiminin, özellikle doğrudan demokrasi ve kadın mücadelesi açısından dünyanın bir kazanımı olduğunu söylüyor.
Türkiye’de yaklaşan genel seçimle ilgili olarak Trigazis; kadın haklarını, ekolojik mücadeleyi, gelişimi ve barışı kendilerine hedef seçmiş sol görüşün her yerde zaferini istediklerini belirterek HDP’nin yanında durduklarını söyledi.

'İç Güvenlik' paketi: Polise 48 saat gözaltı yetkisi geçti

İç Güvenlik Paketi'nin önceki gün yaklaşık 19 saat süren Genel Kurul görüşmelerinde, muhalefetin direnci sonucu sadece 6 madde geçebildi. Meclis'ten geçen maddeye göre, mülki amirlerce belirlenecek kolluk amirleri 48 saate kadar gözaltına alma kararı verilebilecek.

Toplumda infial yaratan; öldürme, kasten yaralama, cinsel saldırı, çocukların cinsel istismarı, kaçakçılık, fuhuş, hırsızlık, yağma, uyuşturucu veya uyarıcı madde imal ve ticareti gibi suçlarda, suçüstü halleriyle sınırlı olmak kaydıyla kişi hakkında, mülki amirlerce belirlenecek kolluk amirlerince 24 saate kadar, şiddet olaylarının yaygınlaşarak kamu düzeninin ciddi şekilde bozulmasına yol açabilecek toplumsal olaylar sırasında ve toplu olarak işlenen suçlarda 48 saate kadar gözaltına alma kararı verilebilecek. Toplantı ve gösteri yürüyüşüne yasaklanan silah, molotofkokteyli, demir bilye ve sapanla katılanlar tutuklanabilecek.
VALİ EMİR VEREBİLECEK
Vali, lüzumu halinde, kolluk amir ve memurlarına suç faillerinin bulunması için gereken emirleri verebilecek. Vali, kamu düzenini ve güvenliğini, kişilerin can ve mal emniyetini sağlamak amacıyla aldığı önlem ve kararların uygulanması için adli kuruluşlar ile yardım isteyebileceğine dair hükmü saklı kalmak kaydıyla askeri kuruluşlar dışında, mahalli idareler dahil bütün kamu kurum ve kuruluşlarının itfaiye, ambulans, çekici,  makinesi ve tedbirlerin zorunlu kıldığı diğer araç ve gereçlerinden yararlanabilecek, personeline görev verebilecek. Kamu kurum ve kuruluşları, valinin bu konudaki emir ve talimatlarını yerine getirecek; aksi takdirde vali, emir ve talimatlarını kolluk aracılığıyla uygulayacak. Bu yetkiler, ilçelerde kaymakamlar tarafından kullanılabilecek. Kamu düzenini ve güvenliğini veya kişilerin can ve mal emniyetini tehlikeye düşürecek toplumsal olayların başgöstermesi halinde vali tarafından kamu düzenini sağlamak amacıyla alınan karar ve tedbirlere aykırı davrananlar 3 aydan 1 yıla kadar hapis cezasına çarptırılacak.
BONZAİ TCK KAPSAMINDA
Hürriyet gazetesinden Umut Erdem’in haberine göre, sentetik uyuşturucu maddelere yönelik cezai yaptırımın daha caydırıcı hale getirilmesi için ‘sentetik kannabinoidler (Bonzai) ve türevi uyuşturucu maddeler’ de TCK kapsamına alınıyor. Bu maddelerin imali ve satışına yönelik ceza yarı oranında artırılıyor. Uyuşturucu satışı cezasının okul, yurt, hastane, kışla veya ibadethane gibi tedavi, eğitim , askeri ve sosyal amaçla toplu bulunulan bina ve tesisler ile bunların varsa çevre duvarı, tel örgü veya benzeri engel veya işaretlerle belirlenen sınırlarına 200 metreden yakın mesafe içindeki umumi veya umuma açık yerlerde işlenmesi halinde verilecek ceza yarı oranında daha artırılıyor. Okul, yurt, hastane, kışla veya ibadethane gibi tedavi, eğitim, askeri ve sosyal amaçla toplu bulunulan bina ve tesislerle bunların varsa çevre duvarı, tel örgü veya benzeri işaretlerle belirlenen sınırlarına 200 metreden yakın mesafe içindeki açık yerlerde uyuşturucu bulunduran, kullanan ve satın alanların cezaları yarı oranında artırılacak. 200 metrede uyuşturucu kullanan, bulundurana 7.5 yıla kadar hapis verilecek.

YPG, 'Şah Fırat'ta silah ve mühimmat sayımı mı yaptı

Gazeteci Celal Başlangıç, CNN Türk'te katıldığı programda Süleyman Şah Türbesi'ne yönelik 'Şah Fırat' operasyonunu yapan askerlerin silah ve mühimmatının giriş ve çıkışta YPG tarafından sayımının yapıldığını söyledi.


RADİKAL - Türkiye'nin Suriye'deki Süleyman Şah Türbesi ve Saygı Karakolu'nun bir gece yarısı operasyonu ile Eşme Köyü'ne taşımasının perde arkasındaki detaylar ortaya çıkmaya başladı.
Bu operasyonun resmi yetkililer tarafından ilk gün reddedilse de PYD ile 5 kere yapılan görüşmeler sonucunda gerçekleştiği, YPG'nin de TSK birlikleri ile birlikte hareket ederek 'güvenlik koridoru' oluşturdukları belirtiliyor.
Bu bilgi hem YPG hem de yabancı haber ajanslarına konuşan operasyonda görevli askerler tarafından doğrulandı.
Ancak operasyonun perde arkasına dair pazartesi günü Cumhuriyet gazetesinde detaylı bir yazı yazan gazeteci Celal Başlangıç, dün akşam CNN Türk ekranlarında ilginç bir bilgi daha paylaştı.
YPG İLE BİRLİKTE HAREKET EDİLDİ
Şirin Payzın'ın sunduğu Ne Oluyor? programına katılan Başlangıç, bu operasyonun YPG'nin Süleyman Şah Türbesi'nin çevresine yönelik askeri harekat yapması ve 10 gün önce o bölgeyi kontrol altına alması sayesinde gerçekleştiğini söyledi. Başlangıç, Türbe'in 2 kilometre yakınına kadar YPG kontrolünde olduğunu dolayısıyla TSK birliklerinin de bu mesafeye kadar YPG ile birlikte ilerlediğini belirtti.
TEK TEK NOT EDİLDİ
Başlangıç programda asıl olarak şu dikkat çeken detayı da paylaştı:
"Türbe'nin çevresinin IŞİD kontrolünde olması nedeniyle 2 kilometre ötesine kadar YPG askerle birlikte gitti. Burada YPG'liler TSK birliklerine mühimmat sayımı yaptı. Bunu operasyonda yer alanlar doğruluyor. Daha önce IŞİD ile hükümetin ilişkisinin yarattığı güvensizlikten dolayı bu tedbir alınmış. Girerken silah ve mühimmatlar not edildi. Çıkarken de yine kontrol edildi "
Celal Başlangıç, Radikal'e de bu bilgiyi bölgedeki YPG komutanlarının aldığını söyledi.

22 Aralık 2014 Pazartesi

Şengal'de son durum: Ezidiler dönüyor; IŞİD kendi militanlarını infaz ediyor

engal'in IŞİD militanlarından kurtarılmasının ardından, yaz aylarında dağlara sığınan Ezidilerin geri dönüş hazırlığı yaptığı bildirildi. IŞİD'in ise Şengal'deki yenilginin ardından Musul'da bazı militanlarını infaz ederek cezalandırdığı belirtiliyor.
Şengal'de son durum: Ezidiler dönüyor; IŞİD kendi militanlarını infaz ediyor

RADİKAL – Irak’ta, ağırlıklı olarak Ezidi inancına mensup Kürtlerin yaşadığı Musul’a bağlı Şengal (Sincar) kasabasının Irak Şam İslam Devleti militanlarından kurtarılmasının ardından, yaz aylarında kentin düşmesiyle birlikte dağlara kaçan Ezidilerin geri dönüş hazırlığı yaptığı belirtiliyor. Yerel kaynaklar, sabah saatlerinde, kasabadan kaçamamış bir grup IŞİD mensubuyla peşmergeler arasında çatışmalar yaşandığı ancak genel olarak Kürt güçlerinin sahaya hakim olduğunu bildiriyor.

Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimine bağlı peşmerge güçlerinin, Suriye Kürtlerinin oluşturduğu YPG ve PKK 'nın askeri kanadı HPG’nin de desteğiyle geçen hafta başlattığı operasyonun ardından kurtarılan Şengal, ağustos ayında IŞİD militanları tarafından işgal edilmiş, kentte yaşayan pek çok kişi öldürülmüş, özellikle kadınlar esir alınmış ve canını kurtarabilenler dağlara kaçmıştı. Ezidiler için kutsal kabul edilen Şengal dağında mahsur kalan onbinlerce sivilden bir bölümü de Türkiye ’ye sığınmıştı. Dağa sığının binlerce Şengalli sivil de yaklaşık bir aydır IŞİD kuşatması altındaydı.


ŞENGAL'E DÖNÜŞ HAZIRLIĞI
Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi'nden Peşmerge Bakanlığı sözcüsü Cabbar Yaver, Ezidilerin kente geri dönmek için hazırlık yaptıklarını söyledi. BBC Türkçe servisine konuşan Yaver, IŞİD'in Musul'dan Şengal'e takviye gönderdiğini, bazı militanların ise kentten kaçtığını; ancak peşmerge güçlerinin de ilerleyişinin de sürdüğünü söyledi. Yaver, kentin "özgürleştirilen" bölgelerinde mayın temizliği yaptıklarını ve Ezidilerin geri dönmek için hazırlığa başladıklarını kaydetti.


DUMANLA SAKLANMAYA ÇALIŞIYORLAR
Rûdaw'a konuşan Peşmerge Güçleri Komutanı Zaim Ali, kentte durumun sakin olduğunu belirterek, "Karargahları sağlamlaştırıyoruz. Bundan sonra önemli bir çatışma çıkacağını tahmin etmiyorum" dedi. Zaim Ali, kentin yüzde 30’una girdiklerini, kalan bölgelere yerleştirilen bomba ve mayınlarla, IŞİD suikastçıları nedeniyle kademe kademe gireceklerini söyledi.


IŞİD militanlarının ise kaçtıkları bölgelerde büyük ateşler yakarak, dumanla kamufle olmaya, özellikle de hava saldırılarından korunmaya çalıştıkları belirtiliyor.



IŞİD’DEN YENİLGİ İNFAZLARI
Öte yandan Alman haber ajansı dpa'nın görgü tanıklarına dayandırdığı haberine göre, Şengal’in Kürt güçlerinin eline geçmesi üzerine IŞİD Musul'da en az 45 militanını öldürdü. Bu infazların Şengal yenilgisi üzerine yapılan bir ‘cezalandırma’ olduğu belirtiliyor.

Örgütün Suriye'de de savaşmaktan vazgeçerek kendi ülkelerine dönmek isteyen 100'den fazla yabancı cihatçıyı infaz ettiği iddia edilmişti. Financial Times gazetesinin haberine göre öldürülenler, Suriye'nin Rakka kentindeki IŞİD karargahından kaçmak istedi. 

Bu arada Kürdistan Bölgesel Yönetimi de çatışmaların başladığı Haziran'dan Aralık ayı başına kadar, IŞİD'le çatışmalarda 727 peşmergenin öldüğünü, 3 bin 564 peşmergenin de yaralandığını açıkladı.

(BBC - Rûdaw - DW - ANF)

18 Aralık 2014 Perşembe

Çatışma alanı Birinci Dünya Savaşı gibi

IŞİD'le savaşmak için Suriye'de YPG'ye katılan İngilizler Jamie Read ve James Hughes, ailelerini ziyaret etmek amacıyla ülkelerine döndü.
'Çatışma alanı Birinci Dünya Savaşı gibi'
RADİKAL – Yaşadıklarını SkyNews’a anlatan Read ve Hughes, terör örgütü Irak Şam İslam Devleti’yle çatışmalarını Birinci Dünya Savaşı’na benzetti. YPG’li ikili, ailelerinin evlerinde, İngiliz cihatçıların saldırılarına karşı panik butonu bulunduğunu açıkladı.

YPG’ye katılmaya İngiliz yardım görevlisi Alan Henning’in IŞİD tarafından infaz edilmesinin ardından karar verdiklerini söyleyen Read ve Hughes, “masum insanlar öldürülürken izleyemezdik” ifadelerini kullandı. 24 yaşındaki Read, “James’le kendimizi silahlanmak zorunda hissettik. İngiltere ’de oturup IŞİD’in yapmayı sevdiği şeyleri izlemek için bir nedenim yoktu” dedi.
ALTI SAAT SORGULANDILAR

Ellerindeki varlıkların bir kısmını İngiltere’deki borçlarını ödemek için sattıklarını söyleyen YPG’liler, dönüşlerinde Heathrow Havaalanı’nda altı saat boyunca sorgulandıklarını ve terörle mücadele polisinin gözetiminde serbest kaldıklarını belirtti.

IŞİD tarafından yakalanmaları olasılığında “kendi canlarını kendileri almak istediklerini” ifade eden Read ve Hughes, “Bir noktada gerçekten bize doğru gelirlerse ve yolun sonuna varırsak diye kendimiz için bir mermi saklıyorduk. Yakalanamazdık. Herkes kendisi için bir mermi taşıyor. Kimse IŞİD’e esir düşmek istemiyor. Kimse sonunun Youtube’da baş kesilme videosu olmasını istemez” dedi.




15 Aralık 2014 Pazartesi

Leyla Zana'ya çifte müjde: Yasak kalktı, anne oldu!

Kapatılan DTP'ye üye oldukları gerekçesiyle 5 yıl siyaset yasağı getirilen Leyla Zana, Ahmet Türk ve Aysel Tuğluk'un yasağı sona erdi. Yasağın kalktığı gün Zana, anneanne oldu.

Diyarbakır Bağımsız Milletvekili Leyla Zana ve Van Bağımsız Milletvekili Aysel Tuğluk ile Mardin Büyükşehir Belediye Başkanı Ahmet Türk'ün bir siyasi parti çatısı altında siyaset yapma yasağı 13 Aralık'ta sona erdi.

Habertürk'ün haberine göre, Zana ve Tuğluk'un HDP'ye katılması beklenirken, geçtiğimiz günlerde açıklamalarda bulunan HDP Eşbaşkanı Selahattin Demirtaş yasaktan sonra arkadaşlarının gruba katılacağını açıklamıştı. Genel seçimlere parti çatısı altında girmeyi planlayan HDP'de Eşbaşkan Selahattin Demirtaş'ın parti tüzüğünde 2 dönem şartının sona ereceği, bu nedenle HDP'nin Leyla Zana'nın eşbaşkanlığında seçime girmesi konuşuluyor.

Leyla Zana, siyaset yasağının kalktığı 13 Aralık'ta çifte sevinç yaşadı. Zana'nın kızı Ruken Zana Mirhan, Diyarbakır'da özel bir hastanede bir erkek çocuk dünyaya getirdi. Leyla Zana, torununa Robin Zana Mirhan adını verdi. Diyarbakır eski Belediye Başkanı Mehdi Zana ve Leyla Zana'nın kızı Ruken Zana Mirhan önceki yıl Fidel Mirhan ile Diyarbakır'da dünya evine girmişti.

Demokratik Toplum Partisi (DTP), 11 Aralık 2009 tarihinde Anayasa Mahkemesi kararı ile kapatılmış, 37 kişiye 5 yıl siyaset yasağı getirilmişti.

10 Aralık 2014 Çarşamba

HDP'den müzakere taslağı açıklaması: İçinde özerklik var

HDP'li Sırrı Süreyya Önder Başbakan Ahmet Davutoğlu'nun Eşbaşkan Selahattin Demirtaş ile ilgili sözlerine 'Demirtaş'ı yedirmeyiz' diye cevap verdi. Önder çözüm süreciyle ilgili müzakere taslağını da açıklayacaklarını içinde özerklik de olduğunu dile getirdi.

RADİKAL- HDP'nin İmralı heyetinde yer alan İstanbul Milletvekili Sırrı Süreyya Önder, Meclis'te gazetecilerin sorularını cevapladı. Önder, Başbakan Ahmet Davutoğlu'na cevap verdi. “Demirtaş üzerinden bir linç kampanyası yürütülüyor. Bu açıklamaların arkasında hepimiz varız. İçinden Demirtaş’ın seçilmesini kabul edemeyiz. Yalçın Akdoğan’ın deyimiyle, “Demirtaş’ı yedirmeyiz” dedi.

"ÖZERKLİK DE VAR"


Demokratik müzakerelerle ilgili bir soruya Önder, bu memlekette temel haklar meselesinde bozucu olan neler varsa onlar olduğunu söyledi. Yasal ve anayasal değişikliklerin hepsinin olduğunu dile getiren Önder, özerklik de olduğunu vurguladı. Demokratikleşme başlığı altında kamuoyu ile bunların paylaşılacağını belirten Önder, genel afla ilgili ise "Bu ülkenin son 40 yılında siz mahkemelerin tesis ettiği adaletin bu ülkenin toplumsal vicdanında makes bulduğunu iddia ediyorsanız bir genel af lüzumsuz diyebiliriz ama bakın bu ülkeye, Trabzonsporlusundan Fenerbahçelisine HES direnişçisinden, parasız eğitim talep eden öğrenciye, gençliğe varana denk, kadın cinayetleri davalarına varana dek hiç kimsede bir adalet duygusu yok. Adalet yerini bulur, adalet yerini buldu, adalet tecelli etti denilecek bir şey yok. Birinci gün adalet yerini buldu diyenler, ikinci gün bu bize komploymuş bütün bu yargılamaları yeniden başlatacağız diyorlar. Devletin mağdur ettiği insanlarla ve bu mahkumiyetler üzerinden ülke yönetme arzularının doğurduğu travmalarla helalleşmenin en etkili yoludur" şeklinde konuştu.


HDP'DEN DEMİRTAŞ'I YEDİRMEYİZ AÇIKLAMASI
'Başbakan’ı sağduyuya davet ediyoruz' başlığıyla HDP Merkez Yürütmle Kurulu'ndan da bir yazılı açıklama yaplıdı. HDP'den yapılana açıklamada şunlara vurgu yapıldı: Sokakta dökülecek her kandan Demirtaş sorumludur' ifadesi son derece sorumsuzca sarf edilmiş bir laftır. Eş Genel Başkanımıza yönelik bu tür siyasi linç girişimlerini, suçlamaları, saldırıları ve hedef gösterme tutumlarını asla ve hiçbir şekilde kabullenmeyeceğiz. HDP, bütün üyeleri, dostları ve örgütleri ile; Türkiye demokrasi, emek ve barış güçleri bütün kurum ve kuruluşları ile Selahattin Demirtaş’ın arkasında duracaktır. Elbette ki, Eş Genel Başkanımız’ın da dediği gibi, yeni güvenlik paketine hem Meclis’te karşı çıkacağız, hem sokakta demokratik mitinglerle ve etkinliklerle eleştiri ve itiraz hakkımızı kullanacağız. Yasa çıkarsa da değişmesi için demokratik mücadelemizi yürüteceğiz.
'DEMİRTAŞ'IN SÖZLERİNE AYNEN KATILIYORUZ'
Eş Genel Başkanımız’ın sözlerine aynen katılıyoruz. Bu yasa taslağı bizim algımıza göre müzakere sürecini dinamitleme potansiyeline sahiptir. Çünkü yasa daha çıkmadan Yüksekova’da polis 18 yaşındaki bir çocuğu infaz etti. Çıkınca, çok daha rahat hareket edilecektir. Gezi eylemlerinde 8 gencin nasıl vurulduğunu, onbinlerce insana nasıl şiddet kullanıldığını Türkiye halkları unutmadı.
HÜKÜMET GÖSTERİ İSTEMİYOR'
Bunları söylemekle HDP ne molotof kullanmayı teşvik etmiş oluyor, ne de gösterilerde yağma yapılmasını veya şiddet kullanılmasını tasvip ediyor. Eş Genel Başkanımız’ın sözlerine aynen katılıyoruz. Kamu düzeni önemlidir, ama kamu düzeni copla, gazla, baskıyla sağlanmaz. Kamu düzeni demokrasiyle kurulur. Kamu düzenini sağlamak özgürlükleri artırmaktan geçer. İnsanlar gösteri meraklısı oldukları için değil, baskılara ve haksızlıklara karşı sokaklara çıkıyor. Onları anlamak ve dinlemek yerine, “infaz ederim, sokağa çıkmaktan menederim” diyerek yasa çıkarırsanız, bu ters teper. Dünyanın her yerinde ve tarihte baskı ve haksızlıklar karşısında tanklara, toplara karşı yürüyen kahramanlar oldu. 6-8 Ekim’de onlarca insanımız hayatını kaybetti. Başbakan, HDP’yi suçlayacağına, ölümlerden sorumlu bir hükümet olarak bunun hesabını vermelidir. Hükümet, Meclis’te bu konuda Araştırma Komisyonu kurulması talebimizi neden reddettiğinin cevabını da açıklamalıdır. Eş Genel Başkanımız Selahattin Demirtaş, halkın toplantı ve gösteri yapma anayasal hakkının demokratik kullanımından söz ettiğini defalarca vurguladı. Ama Başbakan, demokratik alanı daraltarak bu ülkeyi yönetmek istiyor. Hükümet, hiç kimse toplu gösteri yapmasın, talepte bulunmasın istiyor.

Evrensel bir gerçektir, demokratik alanın daraltılması, demokratik hakların gasp edilmesi anlamını taşır ve tepkileri arttırır. Başbakan bu açıklamalarıyla demokratik hakkını kullananlara şiddet uygulayacaklarını ve sorumluluğunu da şimdiden HDP'ye yükleme hazırlığı yaptıklarını itiraf ediyor. Hükümete sesleniyoruz: Çözüm süreci konusunda samimiyseniz, demokratikleşme hamlesini yapın, müzakerelere geçin ve yasal düzenlemeleri gerçekleştirin. Onun dışındaki her tutum, oyalama taktiği olarak algılanacak ve kabul görmeyecektir.